Her kültür karşılaştığı sorunları bünyesine dahil ederken 3 aşamayı takip eder:
1. Teknik çözüm aşaması tespit edilen sorunun analizini, doğa kanunları çerçevesinde sorunun açıklanmasını ve sorunu üreten akışın kesilmesini veya başka bir yöne yönlendirilmesini içerir. Mantıkileştirmedir.
2. Etik aşamada ise sorunun ve geliştirilen teknik çözümün "en iyi" fikriyle, hissiyle, kurallarıyla karşılaştırması yapılır. bu sorunun ve çözümün ahlakileştirilmesidir.
3. Estetik aşamada ise ilk iki aşamanın girdi ve çıktıları "en güzel" in ilkelerine tabi tutulur.
Genel bir şablon olarak işleyiş budur ama elbette ki her zaman bu sıra aynı yoğunlukla, doygunlukla uygulanamayabilir. Bu nedenle dönem dönem yeniden değerlendirme yapılmasını gerektiren bir 4. aşama gereklidir ki o da yerindeliktir. Böylece bir dönem için tekniğin dozunu var olan etik standartlara göre kısmak ya da fazla kaçmış etik standartları en güzel veya acil bir kantitatif ihtiyaç doğrultusunda yontmak -ya da tam tersi- gerekebilir. Bu aslında insanlığın hikayesinin en başından beri olan/olması gereken bir aşama gibi gelir ancak maalesef çoğu zaman özellikle etik ilkeler fazla katı ya da devrimsel zamanlarda da fazla gevşek yorumlanabilmektedir. Bu nedenle yerindelik (enuygunluk) çoğu zaman sadece en ahlaki olanın ya da gelişme zamanlarında en etkili teknik çözümün tespitiyle sınırlı görülür; doygunluk zamanında ise artık teknik de etik de estetik olana kurban edilir hale gelinir. Hülasa teknik, etik ve estetik olanın toplamda dengesini değerlendirmek için bir de yerindelik (enuygunluk) denetimi de değer sistemi olarak bir gereklilik olarak kabul edilmelidir.
Doğanın ve tekniğin bütün bu "ehlileştirilme" mücadelesinin zorluklarıyla başa çıkmak için hem yukarıdaki anılan kadim değer çerçevelerinin hem de adı konmuş sistemlerin "ruhbanlarının" katkılarını gerektirir. Her kültür kendi dinamikleri doğrultusunda bir takım mekanizmalar geliştirerek bu ruhbanları kültürleştirme süreçlerine dahil ederler. Ancak, günümüzde teknik birikimin ulaştığı seviye her an insandan farklı, yeni ve hatta belki insana rakip bir özne üretebilecek bir seviyeye ulaşmış olduğundan, daha önce sorun>teknik>etik>estetik şeklinde ilerleyen akışın yerine hem enuygunluk ölçeğinin de bir an önce sürece dahil edilmesi hem de aşamalandırma yerine etkileşimin sürekliliğinin sağlanması gerekir. Çünkü bir özne oluştuktan sonra onun için herhangi bir doğal, yabani, vahşi nesneye davranır gibi hakim pozisyondan bakarak bir etik, estetik ve yerindelik 'kararı vererek' kültürleştirme fırsatı artık kalmayabileceği gibi zaten kendi kültürünün sahibi olan başka bir özneyle bir arada yaşama imkanının araştırılması için siyasileştirme -diğer özneyle müzakere edebilme anlamında- gerekliliği ortaya çıkabilir bir anda.
Bu çerçevede daha spesifik, özelleşmiş bir bağlamda konuşmak gerekirse günümüzdeki teknik aklın lider sektörü olarak AI sektörünün sadece teknisyenlere aşırı yetki, hak, maaş, imkan, sözhakkı vermesinin yerine etik, estetik ve yerindelik (hem ruhbanların bir süper pozisyonu olarak -değer seviyelerinin en uygun oranının tespiti için-, hem de siyasi aklın, hukuki aklın ruhbanı olarak ve hatta ayrı bir temsil makamı olarak siyasi yetkinin temsilcisinin de süreçteki yerini vakitlice almasını sağlamak için) ruhbanlarının da en azından benzer yetki, hak, maaş, imkan ve sözhakkıyla istihdam edilmeleri yerinde olur -ki bu yerindelik önerisi de teknik karşısında değerlerin yerini savunmanın bir örneği olarak görülebilir-.
Gerçi zaten kısmi bir cevapla cevaplanmış bir soru olacak ama yine de sonraki aşamaya bir bağ kurmak için 'soru'nun kendisini açıkça ortaya koyarak 'sorunun' büyüklüğünü vurgulamış olalım bir kez daha: İnsan dışında bir özneyle siyasi müzakere yürütmeye hazır mısınız?
Yorum Gönder