Mesajınız Var Veya “Mesajınız Var”

filmsecimi:

1940 tarihli bir film olan The Shop Around The Corner hem konusu hem oyuncuları o dönem için oldukça ilgi çekici gelir izleyiciye. Gazetelere verilen ilanlarla bugünün bir nevi sosyal medyasını o zamandan deneyimleyen insanların maceralarını James Stewart, Margaret Sullavan gibi oyuncular canlandırınca film bu konu da çekilen bir kaç filmin prototipi olur. Dönemin yaygın medya organındaki mesajlar üzerinden aşk arayışını romantik komedi üst türünde filmlere yansıtmak sonrasında da ilgi çekici gelmiş olmalı ki seyirciye, devam filmi denilebilecek filmler eksik olmaz.

Bu türün izlediğim son örneği ise You’ve Got Mail. Çekilen son örneği de bildiğim kadarıyla yine bu film. Ancak film günümüz sosyal medyasında dm den yürüyerek aşk arayışı örneğine uyarlanmış versiyonu konu almıyor. 1998 tarihli bir film olarak internetin daha bi kaç yıllık olduğu zamanlardan; dolayısıyla email ile haberleşmenin, chat odalarında sosyalleşmenin popüler olduğu zamanlardan bahsediyor. Düşünün daha Messenger’a bile gelememiş mevzu :)

Bu tarihsel arkaplanı filmi öyle aman aman bir yere oturmuyor. Yani ne konu özgün ne ele alış tarzı. Hatta bahsettiğim bu filmlerin diğer bir örneğinin oyuncuları da yine Tom Hanks ve Meg Ryan’dır. Dolayısıyla Hollywood’un bulduğu bir altın yumurtlayan tavuğun sineğinden son damla yağı alıncaya kadar çabalamasından bahsetmek ilginç olabilirdi, bu film örneğinde. Ancak bu çerçeveden çokta uzaklaşmadan filmin ilginç bir yönünden bahsetmek hala mümkün. Filmde bol bol kitap işindeki işadamı karakteri üzerinden kültür endüstrisinin katil ruhlularına giydirme var. Kendisi de sinema işindeki işadamı karakterlerinin hakimiyeti altındaki Hollywood’un kitap işindeki işadamı karakterlerinin hakimiyeti altındaki Newyork’a laf sayılmasına ne kadar izin vereceğini düşünüyorsanız o kadar izin verilmiş işte. Çünkü film öncelikle para kazandırmalı sermaye sahiplerine. Sonralıkla bunu mümkün olduğu kadar tehlikeli bir şekilde yapmamalı. İşte You’ve Got Mail creatif ekibi ne demek istemişlerse, sözlerini bu iki dar boğumdan geçirebildikleri ölçüde demeye çalışmışlar: ”You deluded yourself into thinking that you are some sort of benefactor bringing books to the masses. … (but) You are nothing but a suit” yani  “Kendini kitlelere kitap sağlayan bir hayırsever olduğuna inandırdın (ama)… Bir takım elbiseden başka bir şey değilsin”. Yan bir karakter üzerinden gazeteciler de paylarına düşeni almışlar bu eleştirilerden. Bu bağlamda film bir Hollywood filmine göre oldukça dolu bile denilebilr. Ne de olsa artık özgünlüğü de fikri altyapıyı da Hollywood’un klasik döneminde bıraktılar. Yani kimse onlardan kendi alanında bir yeni “The Shop Around The Corner” ya da bir “Gazap Üzümleri” filan beklemiyor. Hatta yeni Amerikan sineması olmaya giderek daha çok yaklaşan bir Netflix veya dijital yapımcılar dönemi geldi ki yakın dönem Hollywood u bile bazen aratıyor diyebilirim. Bu durumda film hala izlenebilitesi olan bir filmdir diyebilirim.

Diğer taraftan benim farklı bir bağlamda yine izlememin gerektiği son seferde farkettiğim bir ilginç yönü var ki bu yazının yazılmasının asıl sebebi budur: Her ne kadar film şirin, çok çok şapşal karakterler üzerinden diyeceğini demeye çalışıyorsa da, yani ortada gerçek bir kötü yoksa da alttan alta bize Amerikalıların bazı gariplikleri, bazı kötülükleri nasıl içselleştirdiklerini de anlatıyor. Bunu bir normallik olarak anıyorlar filmde dolayısıyla bu tiratlar bize anlattıklarını Amerikalılara anlatmazlar. Sanırım bu yüzden de bu kadar filmin içerisine yedirilmiş ve normalleştirilmiş, dolayısıyla geç farkedilir hale gelmiş. Mesele şudur: İlk tanışmalarında Joe Fox beraberindeki kendinden yaşça oldukça küçük iki çocuğu halası ve kardeşi olarak tanıtır Kathleen Kelly’e. Bu durumun garipliğini ise “Biz bir Amerikan ailesiyiz” ifadesiyle açıklar ve gerilen Kathleen bir anda rahatlar. Joe’nun babasını sürekli kendinden genç olan ve Joe’nun dadıları olan kadınlarla ilişki kurarken tanırız ama pek vurgulanmadan benzer ilişki kurma tarzının Joe’nun dedesinde de olduğunu anlamış oluruz böylece. Üstelik bu iyice elden ayaktan düşmüş dede Kathleen’in annesi ile yani yaklaşık oğlu yaşındaki bir hanımla da ilişki yaşadığını “çaktırır”. Yani paranız olduğu sürece sürekli genç kadınlarla düşüp kalkmak Amerikalılara normaldir. Hatta “nasıl olmuş ki bunlarla bir de evlilik bahsi açılmış, normalde evlenmezler bile bunlar” demeye kalmadan evliliğin de bu kadınlar tarafından miras avcılığı için kullanıldığı Joe’nun babası tarafından hissettiriliyor. Bilmediğimiz şeyler değil belki ama Kathleen Kelly gibi nispeten geleneksel değerlere göre yetişmiş, annesiyle düzgün bir ilişkisi olmuş; yani iyi aile çocuğu bir kadın dahi bunları normal görüyorsa, hatta bu tür adamlardan biriyle (JoeFox’un dedesiyle) ilişki yaşayabiliyorsa Amerikalı “iyi aile çocukları” bile “iyi aile çocukları” olmuyorlar.

Hmmm, normalde tabii rahatlıkla “kime ne” denilebilecek bir mesele; çünkü alışmıştık, kanıksamıştık hatta yer yer benimsemiştik. Ama halihazırda pul pul dökülmeye başlamışken Amerikan rüyasının ışıltılı simleri -Kongre binası baskını, sıfırı tüketmiş Hollywood’dan bayrağı devr alan dijital yapımcılar ve Bollywood, Twitter ve Facebook’un Trump’ın hesabını kapatması vs.- farklı kültürden insanları yıllarca hakir gördükleri bazı değerlerinin de -onca kutsanan “gençlik” hakları ve özgürlükleri, kadın hakları hatta çocuk hakları vs- aslında ne kadar yalan olduğu ibret için gözümüze sokuluyor sanki. Ya da belki yeni açılmış bir gözün zaten ortada olanlardan gördüğüdür bunlar..?

Fatih Özdemir

Ne Düşünüyorsunuz Bu Konuda:

Daha yeni Daha eski