99

 

Meslek ve insanlık icabı kader, insan, yaratıcı, öte dünya gibi hususlar üzerine düşünürken, yani tanrısal bilgiye insani akılla talip olurken, kimi kavramlar sıkı sıkıya takip edilmesi gereken bir anayol gibi gelir bana, kimiyse önüme çıkardıkları engelleri ince tali yollarlar etrafından dolaşmaya zorlarmış gibi... Belliydi ki bu dil, bu bilgi, bu kültür, bu zihin ile bu engeli yoldan kaldırmak mümkün olmuyor. Daha gelişmiş bir dil, bir bilgi vb. ile yeniden deneyinceye kadar şimdilik etrafından dolaşacak bir tali yola ihtiyaç var. Nedir peki bu yol?

Bu kavramlardan biri "kader"dir benim için. Kader "yolu"nun ortasına oturmuş koca kaya ise insanın seçebilmesi ile maruz kalması arasındaki farkın, ilişkinin nerede başladığı nerede bittiği hakkındaki sorulardır.

Böyle bir varlık aleminin ve bunlar hakkındaki algılarımızın, kanaatlerimizin oluşturduğu gerçeklik kabullerimizin ortasında naçizane fikrimce cüz'i irademizi fazla büyütüyormuşuz gibi geliyor bana. Kafamızın içinde olup bitenlerin dahi başkaları tarafından nasıl belirlenebileceği üzerine yığınla iddia varken sanki çok fazla "ben" diyormuşuz gibi geliyor.

Sanki şahit olmak yeterince büyük, önemli ve belki de tek yapabileceğimiz işmiş gibi geliyor. Zaten şehit ve şahit aynı kökten iki kelime değiller mi? Kur-an'da geçen dualardan bir kaçında "bizi şahitlerden yaz" diye bir ifadenin yer aldığını hatırlıyorum. Belki de bu yüzdendir şehitliğin bu kadar makbul tutulması. "Onlar diri" kalarak şahitliğe devam edebiliyorlardır diye...

Belki bu dünyadaki varlık amacımız Allah'ın varlığının ve birliğinin ve diğer sıfatlarının şahitliğini etmektir. Belki O'nun isimlerinin tecellilerine şahit olmaktır kulluğumuz. Yani bir günahkar olacağız ki "El Afuv" ismiyle müşerref olalım. Ya da tüm günahlarımıza rağmen onun nasıl olupta "Er Rahman" olabildiğini anlayabilelim.

İşte bu gibi düşüncelerle oluşan ve kendi naçiz hayatımda naçiz aklımla ayırdına vardığım bazı hallerin bu bağlamda bir tecelli olarak görülüp görülemeyeceğini araştırma çabasını bir proje olarak kurgulamış bulunuyorum.

99 kısa filmden oluşmasını umduğum bir seriden bahsediyorum. Her bir filmde Cenab-ı Allah'ın bir isminin bir tecellisini temsil etmeye çalışacak bir seriden.

Sinema üzerine düşünürken, hep aklıma gelir Erol Taş'ın taşlanması. Bu örnekten hareketle oluşan "acaba sinema denilen yalanla insanlar aldatılmış olmuyor mu, acaba böyle bir sinemayla iştigal etmek 'yalancı şairler'den biri olmak mıdır" benzeri soruları nereden okuduğumu hatırlamadığım "temsil getirmek lazım evlat" önerisiyle cevaplayabilir miyim? Ya da varolmanın acısını veya artık yaratıcıdan ayrı bir varlık olduğunu hissetmenin acısını çeken bir varlık olmayla nasıl başa çıkılabileceğini öğrenebilmemiz için rahmetin bir tecellisi olarak, hayat denilen şeyin Allah'ın bize getirdiği bir temsil olduğunu düşünerek... Ya da bir tespihat...

Lafı çevirmeye çalışmıyorum, 'yalancı şair'lerden olmak potansiyel dahilinde, ama Allah'a sığınmaya çalışıyorum: Bu da benim naçiz "münacaat"ım olur belki.

Sanırım bu bir tezekkür, evet. Örneğin bu proje sayesinde "El müsavvir"in tecellisini yeterince sezememiş birinin ne kadar eksik işler yapacağını gördüm.

Ya da belki "Elestü bi rabbiküm" hitabının cevabıdır:

"Bela, şehidna"

1 Yorumlar

  1. Kısaca Hamdım,Yandım,Piştim gerisi boş ve maddeden ibaret oluyor.

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Daha yeni Daha eski