İşte Güttüğümüz Devenin Hali. Ya Böyle Gütmekten Vazgeçeriz Ya da Bu Diyar Bizden Gider

15 Temmuz 2016'da başlayan ve Elhamdülillah daha bir gün dolmadan ekarte edilen FETÖ'cü darbe girişimi neler anlattı bize, birlikte bir göz atalım:

  1. Tarihsel olarak diyalektik ilerlemeyi kabul edersek Türkiye'de Tez muhafazakar kesimdir; Antitez Laik Kemalistlerdir. Türkiye bu iki ucun temsil ettiği değerler arasında bir sentez üretmenin gerilimini yaklaşık üç yüzyıldır, yoğun olarak iki yüzyıldır yaşıyor. Ancak hayırlarda şerler, şerlerde hayırlar yaratan Allah'a şükürler olsun, başarısız olan bu darbe girişimi ile artık uç vermeye başlayan bir sentezi nihayet görebiliyoruz. Bu sentez, tez olan muhafazakar kesimi Kemalist değerler bağlamında kendine ve siyasi güç bağlamında çevreden merkeze yaklaştırırken, antitez olan Kemalist eliti fikri olarak toplumun merkezine ve siyasi olarak çevreye taşıyor. Böylece bir denge noktasında buluşmaya doğru zorlanıyor bu iki kesim. Bu seyir sonucunda muhafazakarların siyasi anlamda laiklikle daha barışık fikirleri kabul etmeleri mümkün görünürken, Kemalistlerin'de muhafazakarların kazandıkları siyasi ağırlığa daha fazla tahammül gösterir hale geldikleri ortadadır.

  2. Muhafazakarların siyasi merkeze doğru hamleleri çoğunlukla oyunu kuralına göre oynar şekilde seçimler üzerinden olurken kimi odakların hilafet, takiyye, İslam Devrimi anahtar kelimeleri ile özetlenebilecek beklentileri ve çabaları da olmuştur. İşte Fetullah Gülen hareketi de böyle sistem dışı bir girişim olarak başlamıştır. Muhafazakarların seçimler üzerinden yapıkları hamlelerin neredeyse periyodik olarak her 10 yılda bir Kemalist askerler ve elitler tarafından engellenmesi Gülen Cemaati gibi hareketlerin elini güçlendirmiştir. Yani normal yollarla iktidara gelmekten umudunu kesenlerin adresi cemaatler ve tarikatlar olmuştur. Gülen Cemaati de diğer cemaat ve tarikatlardan daha fazla kamusal alan vaadederek bu iktidar açlığını iyi doyurmuştur. Yani Gülen Cemaatinin Kemalistlerden haklarını kurtarmaya çalışan kitleler için anlamını da fark etmek gerekir.

  3. Siyasi, teknik, ekonomik ve askeri olarak Batı karşısında büyük mağlubiyetler yaşayan bu toplumun başına Kemalizm diye bir gardiyan dikilmiştir. Hakları gaspedilen, hor görülen, dışlanan, ötekileştirilen üstelik ekonominin, ordunun ve toplumun temelini oluşturmasına rağmen her zaman ikinci plana itilmiş olan toplumun büyük muhafazakar kitlesinde bu gardiyana karşı ciddi ve doğrudan karşı çıkan bir hareket olmamıştır. Bunda dini ve kültürel bazı nasların (Ulü'l Emr'e itaat ve Fitneden uzak durma) etkisi büyüktür. Ancak 15 Temmuz'da görülmüştür ki sokağa çıkmak ve sesini yükseltmek, yerinde, zamanında ve dozunda uygulandığında toplumsal bazı hastalıkların şifası olabilmektedir. Muhafazakar kitlede eksik olan bu tavırlar, karşılarında yer alan herkesi cesaretlendiregelmiştir. Bu gerçeğe başka bir açıdan baktığımızda, haksızlığa itiraz etmek için görünür hiçbir şey yapmayan bir halk Gülen Hareketi'ni doğurmuştur diyebiliriz. Yani muhafazakarların sessizliğinin yeterince ifade edemediği isyan hissini Gülen'in gizliden gizliye ve başarıyla kullandığı ortadadır.

  4. Hem Kemalistlerin hem muhafazakarların el birliği ile uçurumun kenarına sürüklediği ülkenin uçurumun kenarından dönmesini sağlayan kurbanlar sadece 15 Temmuz şehitleri değildir. Daha körpecik zihinlerken FETÖ tarafından avlanan masum çocuklar da bu ülkenin çocuklarıdır. Onca başarılarına rağmen ailelerinden ve kendilerinden esirgenen haklarını elde etmek için masum girişimler içinde bulunduklarını sanırlarken muhtemelen bir çoğu 15 Temmuz gecesinde nasıl bir zihniyetin kölesi olduklarını anlamışlardır. Şimdi ise artık çok geçtir çünkü gırtlağına kadar gömüldüğü bir oluşumdan ayrılmak istese bile artık iki taraflı bir dirençle karşılacaklardır. Hem FETÖ hem toplum/devlet... Unutmamak gerekir ki bunlar hala bizim insanlarımız. Kimimizin kardeşi kimimizin amcası-dayısı, kimimizin arkadaşı.

  5. Bu insanları kaybetmek kolaydır. Zor olan kazanmak. Sempatizanları dahil yaklaşık 500 bin kişilik bir kitleden bahsediliyor. Bu kadar insanı bir takım toplumsal güç merkezlerinden uzak tutalım da, bu insanlar geçinmek için neyle meşgul olsa o alanda yine hakim olacaklar demektir. Yani keskin ve dışlayan bir tavır yerine olabildiğince kucaklayan ve asıl bünyede eritmeye çalışan bir tavır benimsenmeli. Tekraren, bu insanlar bu ülkenin bir hastalığının sonucunda bu yapıya bulaştılar. İhtiyaçları görmezden gelinen bir kitlenin kanser üreterek kendi başına hareket etmesi gibi, bu ülkenin kanseri oldular ama durduk yere mi? Hala bu ülkenin insanıdırlar ve atsan atılmaz satsan satılmazdırlar.

  6. Bu bağlamda söylemek gerekir ki: Onların bir cemaat üyesi olarak birbirlerine olan bağlılığının hiç olmazsa 10'da 1'i kadar bir bağlılığı ve güveni cemiyet olarak biz birbiriize ve onlara veremezsek maalesef pek şansımız yok. FETÖ'yü doğuran etkenlerden biri Kemalist-muhafazakar ideolojik kavgası ise bir diğeri, kendimizden gördüğümüz insanlara bile layık gördüklerimizidir. Biz bu ülkenin insanlarına yaptığımız işlerle, insani ilişkilerimizle nadiren iyiyi sunmayı amaçladık. İdeolojik bağlılıklarımızı da aşan bir şekilde bencildik hepimiz. Doktor doktorluğunu, öğretmen öğretmenliğini, öğrenci öğrenciliğini layıkınca yapamadı, önce kendi çıkarını düşünmekten. Kusura bakmayın ama cemiyet olarak çok başarısız olduğumuz için insanlar bu korkunç cemiyetten cemaatlere sığınmak zorunda kaldılar. Bu yüzden bugün FETÖ'yü atlattık ama yarın bir başka cemaat, cemiyetimizin köküne kibrit suyunu dökecektir, bundan emin olabilirsiniz. Yukarıda da belirttiğim gibi bir cemaatin üyelerine verdiği güven hissinin hiç yoksa 10'da 1'ini bu kişilere cemiyetimizin üyesi olarak hissettiremezsek bu insaların karşısında şansımız olamaz. Çünkü onlar birbirlerine, bir Kemalist'in bir muhafazakara bağlı oluşundan daha fazla bağlı olacaklardır. Ve biririne daha sıkı bağlı 500 bin kişi 80 milyona kök söktürür. Öyleyse Mete Yarar'ın da dediği gibi sevmek zorundayız birbirimizi. Onları bile... Ve Alev Alatlı'nın örneğinde bahsettiği gibi Meşrutiyeti, Cumuriyeti biraz boşverip Ciddiyeti daha fazla önemsemeliyiz. İşimizi iyi yaparak ve insanlığımızı öne çıkararak cemiyetimizdeki insanlara güven verebilmeliyiz.

  7. İtiraz etmemek ömrü uzatıyor görünse de bedelini masumlar öder ve Adnan Menderes, 12 Eylül masumları gibilerinin nahak yere katledilmelerinden bildiğimiz üzere geride kalanlara bir vicdan azabı da miras kalır. İşte bu vicdan azabı 15 temmuz gecesi halkı harekete geçiren en önemli etkenlerdendir. Recep Tayyip Erdoğan severlerin bu hisle dehşete kapıldıkları bir gerçektir. Bunu da tespit etmek gerekir.

  8. Recep Tayyip Erdoğan'ın bu toplumla tartışılmaz bir bağı vardır. Şu bir gerçek ki halkı sokaklara davet etmesi en başat faktörlerden biridir bu darbenin savuşturulmasında. Halk ona güvenmiştir, o halka güvenmiştir ve sonuç ortada. Sevmeyenleri için artık mücadele edilmesi gereken bir engel olmaktan çok aşılması gereken bir çıta, bir seviye olmalıdır. Aksi halde ülke çok enerji kaybediyor.

  9. İdam, toplumsal hırsımızı ve adalet beklentimizi tatmin edecek gibi görünse de hala dengeyi bulamamış, adalet, güvenlik ve istihbarat gibi alanlarda ciddi açıkları bulunan bir ülkede kurunun yanında yaşın da yanabileceği ama gerçekten, telafisiz bir şekilde yanabileceği bir ateşe neden olabilir. Hırsımız yaksın ama vicdan azabımız yakmasın bizi derim.

  10. Soruşturmanın ve davaların adilane olduğu kadar da hızlı bitmesine o kadar ihtiyacımız varki... Çünkü daha şimdiden toplumu bir korku atmosferi sarmaladı bile. Zaman Gazetesi'nin en az 20 yıl önce verdiği İslam Tarihi, Hadis ve hatta ve maalesef Tefsir kitaplarını çöpe atanlar mı dersiniz, Bankasya'yı "faizsiz" gördüğü için kullananların endişeli bekleyişleri mi dersiniz... Toplumu bir korku toplumuna çevirmeden bir an önce sonuçlandırılmalıdır bu mesele. 15 Temmuz'da sokağa çıkanlar arasında bile bu korkuyu taşıyanlar var, ona göre.

  11. Şarkıcı Sıla meselesi çok sorunlu bir başka durumu konuşmayı gerektiriyor ama çok uzatmamak için sadece onun yaptığı da ona yapılan da yanlıştı deyip geçelim.

  12. Son olarak, şucu bucu olmayın, diyen bir ders var orta yerde. Ne Kemalizm ne muhafazakarlık, ne Cemaatçilik ve ne de Tayyipçilik... Doğruyu söyleyeni, doğruyu söylediği yere kadar destekleyip, yanlışını eleştirmezsek hem o insanlara zulmetmiş oluruz hem kanı pahasına ülkeyi dengede tutanlara gadretmiş oluruz.


Darbenin ilk gününden beri gördüklerim ve yaşadıklarımın hülasası budur. Allah bir daha bu milleti kendi askeriyle karşı karşıya getirmesin.

Bu vesileyle, şimdilik layıkınca uluslararası destek ve takdir görmemiş olsa da, küresel çapta ve kaçınılmaz bir şekilde yüzyıllara damgasını vuracak bir kahramanlık göstermiş olan aziz milletime teşekkürlerimi sunmak isterim.

Ne Düşünüyorsunuz Bu Konuda:

Daha yeni Daha eski