Cennetin yasak meyvesini bilmiyoruz belki ama dünyanın yasak hayvanını biliyoruz: Domuz.
Ama ne hikmetse insanlığın büyük kısmı yasak meyvenin ne olduğunu öğrenmek için çabaladığı kadar yasak hayvandan uzak durmak için çaba göstermiyor.
İnsanlık en büyük virajına yaklaşırken bari uzak dursa diyeceğim şu hayvandan ama galiba uzak duramamalarının bile bir nedeni var: Parazitler yoluyla empati yeteneklerinin ortaya çıkması.
Evet ilginç ama Upstream Color filminde etrafında dolaşılan fikrin bir süredir üzerinde ben de düşünmekteyim. AI modellerine göre ne filmdeki gibi bi bitki ne de bitki- hayvan- insan konaklar arasında gezinen bir parazit türü var ama filmi izleyince de anlayabileceğiniz gibi asıl olay bir parazitin insanı empatik hale getirebilmesi zaten. Domuzun da tür olarak yediğine içtiğine seçici olmaması onu bi çok parazit için bir konak haline getiriyor yani hepten film icabı değil bu fikir. Bu nedenle domuz eti tüketmek parazit hastalıklarına karşı fazladan bir riske açık olmak demek.
Bunun yanında -bazıları ezoterik- bilgi kırıntılarından derlediğin bilgilerle oluşturduğum izlenimlerime göre parazitlerin insanlık üzerindeki etkileri sanılandan, yaygın kabul görenden daha fazla olabilir. Örneğin bir parazit türüne (şu an ön ismini hatırlayamadığım bir isimle) "... Şeytanı" deniliyor. Çağrışımın önü alınmaz tabii bi taraftan ama bi taraftan da hepten de boş görülmemeli bu şekilde düşünmek: Cennette Adem in yememesi bildirilen meyve de acaba bir parazit taşıyan meyve miydi; mesela Elmanın kurdu gibi bir parazit miydi Adem e ve dolayısıyla Adem oğlu olarak bize bu sıkıntılı Dünya macerasını yaşatan; Rick and Morty S2E4 deki gibi bir yanılsama yaşatan bir parazit etkisi mi acaba bütün bu algıladıklarımız vs... dedğim gibi bunun sonu gelmez. Benim bu yaklaşımla vurgulamak istediğim ve spekülasyondan öte oldukça kesin bir bilgi olarak gördüğüm bir açıklamayla sınırlayacağım katkımı: Parazitlerin insana kazandırdıkları bir yetenek yok, aslında olan şey insanın sağ beyniyle derlediği varlık izlenimlerini (holistik yaklaşım), sol beynin analitik yaklaşımıyla ve hafızanın çğrışımlarıyla perdelemeden, örtmeden, filtrelemeden önce, sol beyni baskılayarak, onun enerjisini çalarak, sınırlayarak olduğu gibi dışarıya yansıtmayı mümkün kılmasıdır. Parazitler insanın gerçekten o kadar yoğun bir şekilde enerjisini emer ki o enerjinin insana kaldığı ve kalmadığı durumlar arasındaki fark ininılmaz derecede büyüktür; diyebilirim ki iki ayrı insandan bahsediyormuşuz hissi dahi verebilir. Yani parazitler sayesinde sol beyin düşünme tarzı, yeteneği baskılanan insan oldukça holistik düşünen bir varlığa dönüşüyor gibi görünür.
Arap aklının tanımlayamadığı her gayri insani özneyi "Cin" olarak tanımlaması da bize bu konuyu açacağımız başka daha bir uç daha sağlamaktadır. Muhammed peygamber dönemine kadar giden bir eski zamanda neredeyse tüm bakteriler, virüsler, parazitler birer Cin di aslında. Daha modern zamanlarda ise bakteri, virüs ve parazitlerin tamamını "Cin" ismiyle anmaktan hepsini ayrı kelimelerle anar ve bir kısmını sınıflandırır hale geldik insanlık olarak. Ancak yine de bence hala özellikle parazitlerin teşhis ve tedavisinde bakteri ve virüslere nazaran insanlığın yeterince geliştiğini söylemek zor. Modern bilgi metodolojisinin (Bilim) bıraktığı bu boşluğu ise insanın hayalgücü, teolojik inançları, ezoterik bilgi kırıntıları ve varsayımları doldurmakta. Yani bazı kronik hastalıklar parazitlerle olan ilişkileri açısından yeniden ele alındığında insanlığa sağlık ve yaşam enerjisi açısından çok çarpıcı açılımlar sağlayabilir. Ayrıca bazı bazı dini, psikolojik, epistemolojik, metafizik deneyimlerin de mekanizmaları hakkında önemli metodolojik gelişmeler sağlayabilir. Örneğin dinlerin ve Aldous Huxly gibi düşünürlerin önerileri doğrultusunda bazı metafizik deneyimler için oruç tutulması gibi sol beynin enerjisini kısıtlayarak "düşünme" pratikleri daha "yaratıcı", "holistik", zamanı ve mekanı aşan bir yönde ilerletebilir insanı.
Özetle, Adem'e bir cennet bitkisinden uzak durmasının buyrulmasının hikmeti bir parazitin, bir "cin"in, "şeytan" isimli spesifik bir cinin Ademe bulaşmasının engellenmesini amaçlıyor olabilir. Tanrı'nın aynı korumacı yaklaşımıyla domuzdan uzak durulmasını buyuruşunu ise insanlık (daha spesifik olarak sinemacılar örnek olarak andığım iki eserleri dolayında) yeni yeni farkına varıyor gibi. Ben de bu farklı alanlardan ve kültürlerden bilgileri, ilahi niyet ve açıklamaları anlamaya çalışır bir çabayla biraraya getirerek insanlığa bir daha vurgulamak istedim: Elmamıydı, buğdaymıydı belki bilmiyoruz ama domuzdan uzak durulması gerektiğini ve hatta hikmetini dahi daha iyi anlıyoruz bugün. Öyleyse son bir kez daha: Domuz yemeyin!
Yorum Gönder